<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5121272442484944564</id><updated>2011-04-21T16:04:06.112-07:00</updated><title type='text'>Tr Notlar</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://tr-notcu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5121272442484944564/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tr-notcu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Fan Club - Paylasim Treni</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>5</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5121272442484944564.post-4188750185137384262</id><published>2008-04-22T01:18:00.001-07:00</published><updated>2008-04-22T01:18:54.633-07:00</updated><title type='text'>1900 - 2000 Yılları Arasındaki Önemli İcatlar</title><content type='html'>1900: Kont Von Zepplin 'ZEPPLİN'i icat etti&lt;br /&gt;1901: King Camp Gillette 'Jilet'i icat etti.Patentini aldı.1903 te 168 adet bir sene sonra ise 12.500.000 adet sattı.&lt;br /&gt;1902: Elektrik Süpürgesi icat edildi.&lt;br /&gt;1904: İlk kol saati icat edildi.&lt;br /&gt;1905: E=m.c²&lt;br /&gt;1906: Amerikalı Coolidge Tungsten 'AMPUL'u buldu.&lt;br /&gt;1908: Henry Fort 15 beygirlik 4 silindirli ilk motorlu arabayı geliştirdi.&lt;br /&gt;1913: Alman Hans Geiger 'RADYASYON ÖLÇÜM' aletini icat etti.&lt;br /&gt;1914: Elektrikli Bulaşık Makinesi kul***ılmaya baş***dı.&lt;br /&gt;1915: Astronom P.Lowell 'PLÜTON' gezegenini keşfetti.1930 da teleskopla görüldü.&lt;br /&gt;1917: Renkli sinema filmi yapıldı. Radyo icat edildi.&lt;br /&gt;1920: Torbo motor geliştirildi.&lt;br /&gt;1921: İnsülin bulundu.&lt;br /&gt;1923: İngilizler ilk uçak gemisini yaptılar.&lt;br /&gt;1924: Fransız Ramon 'DİFTERİ' aşısını buldu.&lt;br /&gt;1925: Amerikalı Armstrong FM yayını yapmayı başardı.&lt;br /&gt;1926: Heisenberg, Atom çekirdeğinin yapısını ortaya çıkardı&lt;br /&gt;1927: Londra ile New York arasında telefon hattı kuruldu.&lt;br /&gt;1929: Siemens telefonun görünümünü değiştirdi.&lt;br /&gt;1930: ABD'de dondurulmuş gıda piyasaya çıktı.&lt;br /&gt;1931: Yapay zekanın ilk adımları atıldı.&lt;br /&gt;1932: Elektronik mikroskop geliştirildi.&lt;br /&gt;1934: Otomatik çamaşır malinası ABD'de yapıldı.&lt;br /&gt;1935: Gallup, kamuoyu araştırma enstitüsü kurdu.&lt;br /&gt;1936: ABD'li Kendall, kortizonu buldu.&lt;br /&gt;1938: İlk naylon ürün ABD'de tanıtıldı..Diş fırçası.&lt;br /&gt;1939: ABD'li PH.Levine, kandaki RH faktörünü saptadı.&lt;br /&gt;1940: Alman'lar Havadan denize fırlatı*** füze yaptı. Plütonyum bulundu.&lt;br /&gt;1941: Uçaktan fırlatı*** koltuk yapıldı.&lt;br /&gt;1942: Napalm icat edildi.&lt;br /&gt;1943: Sovyet'ler molotof kokteyli yaptı.&lt;br /&gt;1944: Sovyetler MR'yi keşfetti.ABD'li McLeaod ve McCarthy DNA'yı keşfetti.antibiyotik keşfetildi.&lt;br /&gt;1947: Mikrodalga fırın yapıldı.Plastik lens yapıldı.İngiliz Holmes,kurşun izotoplarıyla dünyanın yaşını hesapladı.&lt;br /&gt;1949: 45'lik plak ABD'de piyasaya çıktı.&lt;br /&gt;1950: İlk kredi kartı çıkarıldı.İlk böbre nakli ABD'de yapıldı.&lt;br /&gt;1951: Transistör yapıldı.ABD'de renkli tv yayını yapıldı.&lt;br /&gt;1952: ABD'de halka ilkkez sinemada film gösterildi.Fransız'lar ilk kez uçakla ses duvarını aştı.&lt;br /&gt;1954: İlk transistörlü radyo alıcısı yapıldı.Doğum kontrol hapı geliştirildi.&lt;br /&gt;1955: Amerikalı Leskell, EKG'yi icat etti.&lt;br /&gt;1956: Kromozon sayısı saptandı.&lt;br /&gt;1957:Fransa'da ilk ilik nakli yapıldı. İlk Boeing uçağı deneme için hava***dı.&lt;br /&gt;1958: İlk renkli Video-Kamera geliştirildi.&lt;br /&gt;1960: Laser yapıldı.&lt;br /&gt;1963: Hol***da'lılar ilk müzük kasetini yaptılar.&lt;br /&gt;1964: Esnek lens icat edildi.&lt;br /&gt;1966: İngilizler ilk Hovercraft'ı denediler.&lt;br /&gt;1967: İlk kalp nakli ameliyatı yapıldı.&lt;br /&gt;1968: Boeing uçağı 1000 km/s hızla uçuşunu yaptı.&lt;br /&gt;1969: Ses duvarını aşan Concorde ilk uçuşunu yaptı.&lt;br /&gt;1970: Video-kaset ABD'de piyasaya çıktı.Japonlar küçük hesap makinesini yaptılar.&lt;br /&gt;1971: Hepatit-B aşısı bulundu.&lt;br /&gt;1972: Fiber Kablo ABD'lilerce yapıldı.&lt;br /&gt;1973: Scanner yapıldı. ABD genetik çağını başlattı. ABD'liler ışık hızını tespit ettiler.&lt;br /&gt;1974: Bellek kartı icat edildi.&lt;br /&gt;1975: İnsanın ilk genetik haritası çıkarıldı. İngiliz'ler inekten ineğe cenin nakli yaptı.&lt;br /&gt;1978: Sony firması Walkman'ı üretti. İlk tüp bebek İngiltere'de doğdu.&lt;br /&gt;1979: Karbon-14 yöntemi geliştirildi. Philips ve Sony, CD geliştirdi.&lt;br /&gt;1980: ABD'de ilk genetik tedavi denemesi gönüllüler üzerinde yapıldı.&lt;br /&gt;1983: AIDS ortaya çıktı.&lt;br /&gt;1984: RU486 adlı hamileliği önleyici hap geliştirildi. Bilgisayarlarda 'MOUSE' kul***ımı yaygınlaştı.&lt;br /&gt;1986: Döllenmiş yumurtaya çekirdek nakliyle koyun kopya***dı.&lt;br /&gt;1988: Viagra yasallaştı.&lt;br /&gt;1989: Japonlar, damarda dolaşabilen küçür robot yaptı.&lt;br /&gt;1992: İnsandaki 21. kromozomun haritası eksiksiz çıkarıldı.&lt;br /&gt;1994: İnternet salgını dünyaya yayıldı.&lt;br /&gt;1995: Saniyede 100 milyar işlem yapan bilgisayar geliştirildi.&lt;br /&gt;1997: Koyun Dolly dünyaya geldi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5121272442484944564-4188750185137384262?l=tr-notcu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tr-notcu.blogspot.com/feeds/4188750185137384262/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5121272442484944564&amp;postID=4188750185137384262' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5121272442484944564/posts/default/4188750185137384262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5121272442484944564/posts/default/4188750185137384262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tr-notcu.blogspot.com/2008/04/1900-2000-yllar-arasndaki-nemli-icatlar.html' title='1900 - 2000 Yılları Arasındaki Önemli İcatlar'/><author><name>Fan Club - Paylasim Treni</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5121272442484944564.post-1398975443823753498</id><published>2008-04-22T01:17:00.002-07:00</published><updated>2008-04-22T01:18:11.149-07:00</updated><title type='text'>İnsanlar yiyeceklerini niçin pişirerek yerler?</title><content type='html'>Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel açıklamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır. Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Şeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluştururlar. Pişmiş bir biftekte en az 600 değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitaminler de ölür. Yanlarına sadece iyice pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5121272442484944564-1398975443823753498?l=tr-notcu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tr-notcu.blogspot.com/feeds/1398975443823753498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5121272442484944564&amp;postID=1398975443823753498' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5121272442484944564/posts/default/1398975443823753498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5121272442484944564/posts/default/1398975443823753498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tr-notcu.blogspot.com/2008/04/insanlar-yiyeceklerini-niin-piirerek_22.html' title='İnsanlar yiyeceklerini niçin pişirerek yerler?'/><author><name>Fan Club - Paylasim Treni</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5121272442484944564.post-6291494077314273136</id><published>2008-04-22T01:17:00.001-07:00</published><updated>2008-04-22T01:18:09.538-07:00</updated><title type='text'>İnsanlar yiyeceklerini niçin pişirerek yerler?</title><content type='html'>Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel açıklamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır. Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Şeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluştururlar. Pişmiş bir biftekte en az 600 değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitaminler de ölür. Yanlarına sadece iyice pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5121272442484944564-6291494077314273136?l=tr-notcu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tr-notcu.blogspot.com/feeds/6291494077314273136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5121272442484944564&amp;postID=6291494077314273136' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5121272442484944564/posts/default/6291494077314273136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5121272442484944564/posts/default/6291494077314273136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tr-notcu.blogspot.com/2008/04/insanlar-yiyeceklerini-niin-piirerek.html' title='İnsanlar yiyeceklerini niçin pişirerek yerler?'/><author><name>Fan Club - Paylasim Treni</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5121272442484944564.post-955685122039524234</id><published>2008-04-22T01:16:00.001-07:00</published><updated>2008-04-22T01:17:42.478-07:00</updated><title type='text'>Soğan doğrarken niçin gözümüz yaşarır?</title><content type='html'>Soğanın anavatanının Güneydoğu Asya olduğu sanılıyor. Günümüzde ise dünyanın her yerinde, özellikle sıcak iklim kuşaklarında yetiştirilmekte ve tüketilmektedir. Soğanın tarihi o kadar eskiye gitmektedir ki, kayıtlı tarihten de önce Çin, Hindistan ve Ortadoğu'da yiyecek olarak kullanıldığı tahmin ediliyor. Soğan besleyici bir gıda olmasının yanı sıra müthiş bir aro-matik özelliğe de sahiptir. Bu aromada içindeki kükürtlü maddelerin büyük etkisi vardır, ancak aroma tek başına kükürtlü maddelerden kaynaklanmamaktadır. Soğan ve sarımsakta sülfür ihtiva eden amino asitlerin türevleri de vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir soğanı kestiğinizde bunlardan 'SI propenylcysteine-sulphoxide' adı verilen kısım çözülür ve gözlerimizi tahriş eden 'proponal-S oxit' adlı kısmı ortaya çıkar. Kimya ilminin karışık kelimeleri aklımızı karıştırmadan esasa geçersek, bu maddenin gözümüze değmesi ile bir çeşit hidroliz olur ve içinde eser miktarda bulunan sülfrik asit gözümüzü yakar ve yaşarmasına neden olur.&lt;br /&gt;Bu bileşimler çok dengeli değillerdir. Örneğin çok düşük bir ısı işlemi sonucunda dahi tamamen yok olurlar. Bu nedenle de pişmiş soğanda hiç bulunmazlar ve göz yaşartamazlar. Soğan doğrarken gözlerinizin yaşarmaması için önerilen birçok önlem vardır. Önce en ciddisini söyleyelim. Bazı aşçılar soğanı kesmeden önce ıslatmayı, keserken de ıslak tutmayı veya soğanı çeşmeden akan suyun altında kesmeyi öneriyorlar. Bir başka görüş ise soğan doğrarken ağızdan nefes almayı tavsiye ediyor. Bu görüşe göre gaz nefesimizle birlikte burnumuza girip gözümüze yaklaşmak yerine doğrudan ciğerlerimize girer ve çıkarmış. Bunu sağlamak için de dişlerimizin arasına bir metal kaşık koymak yeterliymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğan doğrarken gözlerin yaşlanmasını önlemek için, dudaklar arasında bir limon dilimi, dişler arasında bir kesme şeker veya dörtte bir dilim ekmek bulundurmayı önerenler de var. Böylece ağzımıza alacağımız bu gibi şeylerin, aldığımız nefesteki sülfür gazını emdiğini iddia ediyorlar. Diğer görüşler ise, soğanın doğranılmasına tepesinden başlanılması ve cücüğünün en sona bırakılması veya soğanın doğramadan önce yarım saat buzdolabında tutulması şeklinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğan doğrarken deniz gözlüğü veya kontakt lens takılmasının faydalı olacağını ileri sürenler de var. Bu kadar çok önlem seçeneğinin içinde, siz bir tanesini bile uygulamıyorsanız, yapacak bir şey yok, soğanı ağlaya ağlaya doğramaya devam edeceksiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5121272442484944564-955685122039524234?l=tr-notcu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tr-notcu.blogspot.com/feeds/955685122039524234/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5121272442484944564&amp;postID=955685122039524234' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5121272442484944564/posts/default/955685122039524234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5121272442484944564/posts/default/955685122039524234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tr-notcu.blogspot.com/2008/04/soan-dorarken-niin-gzmz-yaarr.html' title='Soğan doğrarken niçin gözümüz yaşarır?'/><author><name>Fan Club - Paylasim Treni</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5121272442484944564.post-3736897981863824355</id><published>2008-04-22T01:15:00.004-07:00</published><updated>2008-04-22T01:16:16.677-07:00</updated><title type='text'>Yiyecekler tuzlanarak nasıl saklanabiliyor?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Yiyeceği tuzlamak insanlık tarihinde bilinen en eski muhafaza metodudur. Arkeolojik kazılarda bu usulün taş devrinde bile bilindiğine dair bulgular elde edilmiş, hatta Çin'de bu konuda MÖ 2000 yıllarına dayanan kayıtlar bulunmuştur. Romalılar eti, balığı, zeytini, karidesi ve peyniri tuzlayarak saklıyorlardı. Eski Mısır'da da ölülerin vücutları bozulmamaları için tuzla kaplanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuz, suyu çok seven bir kimyasaldır. Yiyecekteki suyu emerek, bakterilerin gelişmek için muhtaç oldukları nemli ortamı ortadan kaldırır ve bakterilerin yiyeceği bozmalarını önler. Tuz aynı zamanda bu bakterileri kendisi de doğrudan öldürür. Günümüzde eti muhafaza etmek için tuza kuvvetli bir bakteri düşmanı olan 'potasyum nitrat' da ilave edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında tuzlama bir tür pişirmedir. Et ve balığı tuzladığımızda aynen onları pişirmişiz gibi kimyasal bir reaksiyon oluşur (lakerdayı hatırlayın). Tuzlanan ette proteinler gevşer ve çözünür ki, bu, et ısıtıldığında olan olay ile aynıdır.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5121272442484944564-3736897981863824355?l=tr-notcu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tr-notcu.blogspot.com/feeds/3736897981863824355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5121272442484944564&amp;postID=3736897981863824355' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5121272442484944564/posts/default/3736897981863824355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5121272442484944564/posts/default/3736897981863824355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tr-notcu.blogspot.com/2008/04/yiyecekler-tuzlanarak-nasl_915.html' title='Yiyecekler tuzlanarak nasıl saklanabiliyor?'/><author><name>Fan Club - Paylasim Treni</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
